Yazılar

Bir Seçim yazısı!

DSCN6450

Hazır, 1 Kasım 2015 seçimleri yaklaşırken bir seçim yazısı da ben yazayım dedim. Farklı olarak benim yazım siyasi olmayacak. Size iki seyahatimden bahsedeceğim. İlk olarak World Future Society üyesi olarak her yıl katıldığım WFS yıllık konferansı için gittiğim Kaliforniya seyahati ile başlayalım. İstanbul’dan THY’nin direk uçuşu ile San Francisco’ya ulaştım. Orada bir otomobil kiralayıp, Monterey, Santa Barbara, Napa ve San Francisco’da tatil yaptım. Sonra da konferans. Bu arada hayatıma çok seveceğim iki yeni tekno oyuncak girdi. Biri Apple Watch, (beklediğimden çok daha becerikli özellikle yürüyerek ve haritaları kullanarak bir yer bulmaya çalışıyorsanız, uygulamacılar Apple Watch’u keşfettiğinde vazgeçilmez olacaktır) diğeri ise motosiklet kullanırken etrafımdaki diğer motor sürücüleri ve artçım ile konuşabilmek için aldığım Scala Packtalk interkom. (birkaç motor birlikte yolculuk yaparken çok işe yarıyor, ayrıca navigasyon komutlarınızı kaskın içine veriyor) Continue reading

Neden batıyorlar?

Aslında basit olarak al sat yaparak hayatını sürdüren bu şirketler neden batar! 05 ağustos tarihli Hürriyet gazetesi haberinde “Rusları Tur Çarptı” başlığını görünce bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum.

1

 

Bir tur şirketi, nasıl batar?

Aslında tüketiciye hizmeti belki de aylar öncesinde satmış ve parasını almıştır. Oteli, uçağı, transferleri de çok önceden aldığı için çok ucuza satın almış ve çoğunu da ödemiştir. Çünkü maliyet hesabını iyi yapmaz. Patronlar kendi zamanlarının maliyetini hesaplamaz, tüm bu işleri yapmak için merkez ofislerinde istihdam ettikleri personeli, bu işi kullandıkları ofis, bilgisayar, elektrik, su, internet bağlantısı ve telefon masraflarını satacakları ürünün fiyatına maliyet olarak eklemez. Onlar nasıl olsa var ve her durumda bu masraflar ödeniyor ya!

İyi ama patronlar elde ettikleri gelirlerden yine hesapsızca geçimlerini sürdürecek bir parayı cebine koymayı sürdürürler. Hal böyle olunca da Türkiye’ye getirdikleri bir turist için turist otele adımını attığında -350 ABD doları zararla işe başlamış olabilirler. İşte çile de burada başlar, bir hafta süreleri vardır o turiste en az 350 dolar komisyon alabilecekleri kadar satış yapılacak yerlere götürmek. Turist ilk gelişinde yer bu numaraları halıcı, kuyumcu Allah ne verdiyse tur operatörünün karlılığına çalışır. Kimse de ya bu adam internete girse, yan komşuya kendi başına gitse bu fiyatların kazık olduğunu anlayacak demez. Bu sebeple de Türkiye’ye sekizinci kez gelen Rus turist ile yirminci kez gelen alman turist turla alışverişe vb yerlere gitmez. Kişi başı -350 doları da tur operatörü ve diğer ilk kez gelen turistlerin finanse etmesi beklenir.

Hal böyle olunca da aslında fiyatı 25 ABB doları olabilecek bir şov Türkiye’ye gelen turiste tur operatörü tarafından 100 dolara satılır. O turist ya şova ya da Türkiye’ye bir daha gelmez. Trip Advisor’da bizi rezil eder. Bundan sonra her türlü organizasyonunu da Expedia, Booking, Hotels.com üzerinden yapar, tur operatörüne filan ihtiyaç kalmaz. Antalya’da 60TL’ye satacağımız hizmet için bizden 45 TL komisyon isteyen tur operatörü olmuştu. Biri de bize siz fiyatı 100 TL’ye çekin 60 TL’sini bize verirsiniz demişti. Bu sattığımız hizmetin fiyatının Singapur, Yeni Zelanda’da 60 TL olduğunu bunu yapmayacağımızı söylediğimiz de de o zaman hiçbir tur şirketi size misafir getirmez denildi.

Maliyetleri yanlış yönetmek sadece turizm endüstrisinin konusu mu? Hayır! Aynı şey servis taşımacılığında da var. Türkiye’de borç harç kendisine bir minibüs satın alıp personel-öğrenci servisi taşımacılığı yapan binlerce kişi var. Arabanın maliyetini, kredi faizlerini, kendi emeğini hiç hesaba katmıyor. İki yıl kredi süresi sonunda arabası olsa yeter. Oysa bir şirkete girip çalışsa daha az stresle aynı kazancı elde edecekti. Ama kimsenin ağız kokusunu çekmeden kendi işinin patronu. Kafa böyle çalışınca da bu binlerce insan aslında otomotiv şirketlerine, akaryakıt şirketlerine ve bankalara çalışmaktan öte bir şey yapmış olmuyorlar. Sadece bu sebeple bana personel-öğrenci taşıma işine girer misiniz sorulara ben daima fiyatlar çok düşük bizi mutlu etmez yanıtı veriyoruz.

Hadi ülkemin esnafı, kobisi, girişimcisi biraz hesap kitapla değer yaratacağız.

Türkiye’den Neden Uber Çıkmaz!

(yaşanmış hikayelerden derlenmiştir)

7 Haziran 2014 cumartesi günü Ars Technica haber sitesinde yayınlanan haber yaklaşık 4 yıl önce kurulan Uber in aldığı son yatırımla (1,2 milyar ABD doları) Teknoloji girişimleri arasında yeni bir dünya rekoru kırdığını ve değerini 17 milyar dolaraçıkardığını söylüyordu.  Uber size mobil cihazınızdan şehir içi ulaşım ihtiyaçlarınız için taksi, ekonomik veya lüks araç bulma olanağı sağlayan bir platform.

Üzerine girişimci dostu, sevgili  Alphan Manas, Twitter’da darısı Secure Drive’ın başına mesajını yazdı.  Uzun süredir de Uber’in Türkiye’ye geleceği konuşulduğu için ben de hafızamdakileri yazıya dökmeye niyetlendim.

Secure Drive, Uber’den  iki yıl kadar önce ilk olarak Çeşme ile Adnan Menderes havalimanı arasında ulaşım ihtiyacını karşılamak için ortaya çıktı. 2006 yılında Çeşme – İzmir Adnan Menderes havalimanı arasında taksi ücreti yaklaşık 180 TL iken biz sponsorumuz Axess desteği ile 45TL’ye yolcu taşımaya başladık.  İlk iş taksiciler bize karşı ayaklandı. Onlara işin yasal boyutunu anlattıktan sonra işe devam ettik ve Çeşme’li taksicilere de bir proje ortaklığı teklif ettik. Ancak bizimle bu işi yaparlarsa gelirlerinin artması yanı sıra her işe fatura düzenleyecekleri için gerçek usul vergi mükellefi olup daha fazla vergi vermeleri gerekeceğinden önerimize sıcak bakmadılar.

Bu arada Ulaştırma Bakanlığından bir yetki belgesi, Kültür ve Turizm Bakanlığından bir A grubu seyahat acente belgesi aldık. Ayrıca da İstanbul Büyükşehir belediyesinden İstanbul’da çalışan araçlarımıza turizm güzergah belgesi alıyoruz. Tüm araçlarımızda Zorunlu Trafik sigortası dışında, kasko sigortası, zorunlu Karayolu Taşımacılık sigortası ve Zorunlu Koltuk kaza sigortaları var. Tüm şoförler ticari taşıt kullanma belgeli ve psiko teknik testlerden geçiyor. Hiçbir şoförün 15’ten fazla ceza puanı yok. Araçların tümünde çocuk koltuğu, ücretsiz kablosuz internet ve tablet var. Her transfer sonrası faturayı tanzim edip kurye ile gönderiyoruz. (işin en pahalı kısmı fatura göndermek) 2010 yılında e-Fatura kanunu çıkınca Türkiye’de onca uluslar arası kuruluş, hayatını sürdürülebilir ekonomiye adamış şirketten önce eFatura düzenleme izni alan 8 şirketten biri olduk. JCI bizi yaratıcı genç girişimci ödülüne, European Business Awards yılın girişimcisi ülke temsilcisi olmaya layık gördü.  Geldiğimiz noktada Avrupa kıtasından en büyük 3 oyuncudan biriyiz.  ) banka ve 4 havayolu markası bizimle işbirliği yapıyor

Geçen yıl araçlarımızı daha az karbon salınımı için Blue Motion araçlarla değiştirmeye başladık.  Uber’den bahsedecektik, niye bunları anlattım?

Yazının sonrasında bunlardan bahsedeceğim;

Bizden Uber çıkmaz çünkü,

  • İşi anlattığınız herkes size neden ve nasıl yapılamayacağını anlatır
  • Devlet eFatura için düzenleme yapar ancak sonra sadece eFatura sistemindeki şirketler birbirine ve benim sistemim üzerinden kesebilir der. Bu nedenle de sokaktaki 70 milyon bireye veya eFatura sisteminde olmayan yaklaşık 500 bin şirkete faturayı eski usul basar, zarfa koyar, kuryeye verir teslime dilmesini beklersiniz. Bu arada mahkeme eposta ile yapılan iletişimi delil kabul eder ancak faturayı tarayıp gönderirseniz yasal olarak kabul edilmez.
  • eFatura sisteminde olduğunuz için faturanın basılı kopyası üretilmemelidir. Ancak taşımacılık kanunu gereği faturanın kopyası araçta bulunmalıdır. Denetim görevlisi; taşıdığınız yolcunun çalıştığı şirketin merkezinin İngiltere’de olduğunu rezervasyonun 8 saat önce Londra’dan İstanbul’daki merkezinize geldiğini, hizmetin de bu 8 saat içinde Antalya’da verildiğini ve doğal olarak faturanın buraya ulaşmasının olanak dışı olduğunu kabul etmez. Yazar size 500 TL ceza.
  • Tüm araçlarınızda internet ve tablet vardır ancak yolcu listesi basılı olarak, imzalı ve kaşeli değilse emniyet yazar size 500 TL ceza
  • Taksiciler sürekli şikayet ederler ve bu nedenle polis araçlarını durdurur, denetim yapar. Polise göre taksici haklıdır. Taksi plakası İstanbul’da 1.3 milyon TL olmuştur. Biz ise 70 bine aldığımız araçlar ekonomik, konforlu ve çevreci hizmet sağlarız. Taksiciye göre bu haksız rekabet. Hiçbir taksi sahibinin götürü vergi için yıllık üst seviye olan 24 bin TL den fazla kazanmamasını kimse sorgulamaz ve haksız rekabet olarak ele almaz. Yazıyı okuyan yatırımcılar bu hesapla taksi plakasına verilen 1,3 milyon TL’nin geri dönüşünün en az 100 yıl süreceğini hemen hesaplamıştır.
  • Özel olsun kamu olsun, havalimanı işletmesi, ne güzel bu şirket/şirketler havalimanına yolcu getiriyor, biz de bu yolculardan para kazanıyoruz demez. Güvenlik komisyonu toplanır, terminalin önünde yolcu indirme/bindirme yasak denir. Yolcu inemeyecekse o yollar niye yapıldı ise!
  • Bu kadar iş yapılır devlet girişimciye Bağkur’lu olmaz zorunluluğu getirir ancak Bağkur ödemeleri kanunen kabul edilir gider olamaz. Girişimci şirkette SSK’lı olsa o zaman giderler deftere yazılabildiği halde.
  •  Hükümet toplanır, bir gecede bir torba yasa ile araçlarınızın statüsünü değiştirir.  Otomotiv firmaları dahil kimsenin haberi yoktur. Bir anda araçlara ödediğiniz Motorlu taşıtlar vergisi 10 kat artar. Daha kötüsü yeni tanıma uygun araç üretimi yoktur ancak kimse girişimciyi umursamaz.
  • Siz yüzlerce kişiye bordro açarsınız, çalışır didinirsiniz. Kamudan bir Allah’ın kulu işinizi kolaylaştırmazken üzerinde güneş batmayan imparatorluk İngiltere’den defalarca davet alırsınız. Bu işi bizim ülkemize de getirseniz bu sayede daha az araçla daha çok yolcu taşınmış olur. Hem ekonomiye katkı sağlarsınız hem de çevreye diye. Üstelik de bu teklifi bakanlar yapar defalarca. Daha dün bağımsızlığını ilan etmiş Kosova’ya gidersiniz yatırım ajansı size yatırım yapmak istiyorsanız bize yazılı olarak taşımacılık kanununda nasıl bir tanımlama istiyorsanız iletin gerekli yasal düzenleme yapılsın der.
  • Türkiye yılda 65 milyar doları (4 tane Uber almıyor olsa da) enerji satın almak için başka ülkelere öder ancak şehir içinden yolcu alan bir taksi havalimanına gider ve yolcu alamadan döner. Havalimanından şehre giden iki araç olur. Bu iki araç da, tüketilen yakıt ta ithal ediliyor olmasına rağmen. O taksici, havalimanından yolcu almak isterse de havalimanındaki meslektaşları zor kullanırlar. Lübnan’lı bir turistin Bodrum marinasından bindiği taksi ile Bodrum havalimanında eşini karşılamak için geldiğinde havalimanı taksicileri ve polis zoruyla araçtan indirilip eşini aldıktan sonra havalimanı taksisine binmeye yönlendirildiğini kendi gözlerimle gördüm
  • Ülkenin %7-8’i engelli olduğu halde devlet taşımacılık yapan tüm araçlara engelli donanımı şart koşar. Nüfusun içindeki engelli oranı kadar engelliye uygun araç bulundurmayı kabul etmez.
  • Ülkemizde rekabet sadece daha ucuz fiyat teklif etmek sanılır. Piyasaya yeni giren sadece “ben de filancanın yaptığı işşi yapıyorum bir farkla dada ucuzum” der. Böyle olunca kimse sürdürülebilir iler kuramaz.
  • Taşımacılık için kullandığınız bir araç için devlete en az  30 bin TL vergiyi alırken, en az 6 bin TL’iyi iki yıl çalıştırma süresince, aldığınız yakıt için de 30 bin TL vergi ödersiniz.  İşletmeniz %15 ebitta için çalışırken sizin bu işiniz sayesinde cironuzdan %30 devlete gider ancak yaranılmaz.
  • İngilizce sözlükte yer almayan SecureDrive ismini bakanlık size tescil etmez. Ancak mahkeme kararı ile 3 yıl uğraşıp tescil ettirebilirsiniz.
  • Uber benzeri şehir içi lüks taşımacılık işi Türkiye’de ihtiyaç olmuştur. 1986’dan bu yana nüfusu yaklaşık dört kt büyüyen İstanbul’da yeni taksi plakası tahsis edilmemektir. Böylece de yaklaşık 10 bin korsan taksi doğmuştur. İstanbul Büyükşehir belediyesi  lüks taşımacılık lisansı vermeye karar verir;
  1. Önce lisans alacak şirketlerin en az 25 adet 1900 cc ve üzeri motor hacmi olan araç almasını söyler. 6 şirket bu tip ekonomik araç bulur ve filoyu kurar. Ancak sonra bu uygulamadan vazgeçilir ve E segment 25 araç alınması koşulu gelir. 6 şirketin bir yılda ekonomik kaybı yaklaşık 1,5 milyon TL
  2. Lisans alan 12 şirketten 8’i sadece taksiden ucuza satarsa yaşayabilecek şekilde yapılandığından üçüncü kez yapılan kilometre fiyatı geçerli taksi fiyatının en az 2 katı olmalı koşuluna ayak uyduramaz 4 şirket daha gider.
  3. 1,5 yıllık uygulama sonrası kalır bize 3 şirket, onlara da seçimler nedeniyle lisans yenileme yapılmaz. Bu işe yatırım yapan 12 şirketin yaptığı 50 milyon TL çöpe gider.
  4. Allahtan uygulama sadece İstanbul’da yapıldı zira ülke genelinde her belediye yapsa çöpe attığımız kaynak yarım milyar TL’yi geçecekti.
  • Yolculuk paylaşımı için bir sürü aplikasyon veya platform çıkar ancak polis arabanızı durdurur ve yan koltukta oturanın yolculuğa para ödediğini (yakıt maliyetinin altında  bile olsa) öğrenirse arabayı 60 günlüğüne bağlar, şofre araç sahibine ikişer bin TL, yolcuya 250 TL ceza yazar.
  • Tüm dünya odağını yaşanabilir bir dünya için “paylaşım ekonomisi” ne çevirmişken biz de yasaktır.

Şimdi siz ne düşünüyorsunuz? Türkiye’den Uber ya da Whats Upp çıkar mı?

Bu yazı 09.06.2014 tarihinde etohum.com da yayınlanmıştır.

 

ŞİKAYETÇİYDİM

sikayetİtiraf ediyorum, ben de çok yaptım. Aldığım bir ürün veya hizmetten memnun değilsem. Aldım elime kağıt kalemi, dokundum telefonun tuşlarına veya uzandım klavyeye doğru ve memnun kalmadığım ürün-hizmetle ilgili verdim veriştirdim ilgili şirkete, yetmedi yöneticilerine, yine hızımı alamadıysam bu kez basına, tanıdıklara ve sosyal medya kanalı ile benim mecramı takip edenlere.

Yakınlarda bir aydınlanma yaşadım sınır tanımaz bir mutluluk avcısı müşteri iken. Koşulsuz müşteri mutluluğu güzel, markalar vaatlerini yerine getirmeli elbette, ayıplı kusurlu ürün ve hizmetler için hemen bir telafi yolu bulunmalı tartışmaya açık bile değil. İşin markaya, ilgili kuruma düşen sorumluluklarını tekrar tekrar yazmayacağım. Ben işin tüketiciye düşen bir sorumluluğu var mı ona takılmış durumdayım.

Aklıma düşen şu : şikayetçi olduğum, bir sebeple beni mutsuz eden marka ile çalışmaya, onlardan ürün-hizmet almaya devam etmek istiyor muyum? İstemiyor muyum? Onlar benim şikayetimi beni mutlu etmek için kullansınlar ve benim bu marka ile ilişkim sağlamlaşarak sürsün mü? Tüketici olarak aydınlandığımdan bu yana markalara ağzıma geleni söylemeden, yazmadan önce bunu birkaç kez düşünüyorum. Hemen klavyeye uzanıp giydirmeden önce. Nasıl sürekli sövdüğümüz birini eş olarak kabul etmeyeceksek sürekli şikayet ettiğimiz bir marka ile de ilişkimiz sağlıklı olmayacaktır.

Şimdi ilk iş usulca markaya aktarıyorum mutsuzluğumu ve aramızdaki anlaşmadan ne anladığımı ve ne beklediğimi iletiyorum kendilerine. Hal böyle olunca “ben sizinle çalışmayı sürdürmek istiyorum ancak … beni mutsuz ediyor” diye yaklaşınca markalar da daha bir canla başla çözüme odaklanıyor. Sözün özü, hakaretler ve tehditler yağdırmadan, yaptığım seçimin ne kadar berbat olduğunu, yanlış kararlar veren olduğumu dünyaya haykırmadan önce marka ile aramdaki sözleşmeyi gözden geçiriyorum. Eğer ilgili marka da bana hak veriyor, anlıyor ve dinliyor ise boşanmaya gerek kalmadan, sokakta kavga etmeden mutlu mesut yaşayıp gidiyoruz.

Ben bulduğum yöntemle mutluyum, size de naçizane tavsiye ederim.

Murat Şahin’in Kişisel Deneyimlerine Hoşgeldiniz…

Neden bir blogum olmalı, ben ne paylaşacağım? Bu sorulara yanıt ararken sadece anlatmak için olması yeterli diye karar verdim. Ben her sabah acaba bugün ne öğrenirim diyerek uyanıyorum. Ve böyle olunca da hikayeler birikiyor, dünyanın her yerinde, benzersiz insanlarla, benzeri olmayan olaylar yaşanıyor. Ben bir yolculuk insanıyım, kendi yaşam yolculuğum benzersiz olsun istiyor ve böyle yaşıyorum. Her birimizi farklı kılan bir “sır” var kanımca. Kimileri farkında, kimileri değil.

Bir taraftan da anlatma konusunda bir tutku var içimde. İşte tüm bu nedenlerle okuyuyanlara, takip edenlere dünyanın her yerinden öyküler, ip uçları, seyahat ve yaşam tavsiyeleri anlatacağım. Kendi akıl defterime kaydettiğim öğretileri paylaşacağım sizlerle.

Tüm okuyucularıma benzeri olmayan hayaller kurabildikleri bir yaşam diliyorum…